İYİ Parti’li Şenol Sunat, Milli Eğitim Bakanı’nı uyardı: Eğitimde yaşanılan sıkıntılar acilen giderilmeli, romantik cümleler kurarak işi geçiştirmekten vazgeçin

featured

İYİ Parti Eğitim Politikaları Başkanı Şenol SUNAT yazılı bir basın açıklaması yayınlayarak, pandemi dönemi içerisinde eğitimde yaşanılan sıkıntıları ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu konudaki uygulamalarını eleştirdi.

Şenol Sunat açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“TERCİHE BAĞLI NOTLANDIRMA SİSTEMİYLE EĞİTİMDE ADALET SAĞLANAMAZ”

“Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk, 18 Haziran günü öğrencilerin karne alacaklarını açıklamıştır. Fırsat eşitliğinde, kararlılıkta, tutarlılıkta, plan ve program yapabilme becerisinde, uygulamada ve sorumluluk almada sınıfta kalan Sayın Selçuk’un, öğrencilerimize nasıl bir yıl sonu karnesi vereceği ise merak konusudur.

Sorumluluğun öğrencilerin ve velilerin omuzlarına yüklendiği tercihe bağlı notlandırma sistemiyle eğitimde adaletin sağlanamayacağı ise tartışılmazdır. “

“TÜRKİYE, MEKSİKA’DAN SONRA YÜZ YÜZE EĞİTİME EN UZUN SÜRE ARA VEREN ÜLKEDİR”

“Malumunuz 2020-2021 ders yılının bitmesine iki hafta kaldı. Okullarda, illerin risk durumuna göre çok kısa süre yüz yüze eğitim yapılabilmiş, merkezi sınavlara girecek olan 8 ve 12. Sınıflarda yüz yüze kurslar verilirken, yeterince yüz yüze eğitim verilmemiştir. Köy okullarımız ise uyarılarımıza rağmen gereksiz yere aylarca kapalı tutulmuş, uzaktan eğitimde de başarılı olunamamıştır. Türkiye, Meksika’dan sonra yüz yüze eğitime en uzun süre ara veren ülkedir.

Bir buçuk öğretim yılı okul yüzü görmeyen 18 milyon öğrencinin öğrenme kayıpları henüz tespit edilememişken, eğitim kayıpları telafi edilmeden ilerleyen sistem, temeli sağlam olmayan bir binanın ileride yaşatacağı yıkım ve acıdan farklı olmayacaktır.

Bilimsel araştırmalar normal şartlarda yaz tatilinde bile öğrencilerin okuma-yazma ve matematikte gerilediğini işaret etmekte iken, bu süreçte eğitim kayıplarının ölçülmesi en önemli önceliktir.

Uzaktan eğitim için kriterler bellidir. Bu kriterler; internete ulaşım imkânı, internet alt yapısının yeterliği, öğrencinin eğitime ulaşacağı cihazların öğrencilere ulaştırılabilmesi ve uzaktan eğitime uyarlanmış ders programlarıdır.

MEB, bu kriterlerin hangilerini sağlamış ve bu kriterleri sağlamak için ne kadar kaynak ayırmıştır? “

“HER ŞEYDEN TASARRUF EDİLİR ANCAK EĞİTİMDEN TASARRUF EDİLMEZ!”

“Milyonlarca öğrenci, teknolojik imkanlara sahip olmadıkları için derslere katılamamış, interneti olmayan, telefon çekmeyen bölgelerde çocuklar dağlara tepelere çıkarak derse katılmaya çalışmışlardır.

Ülkemizde uzaktan eğitim, öğretmenin ve öğrencinin defalarca alt yapı eksikliği sebebiyle erişebilmeleri güç bir çileye dönüşmüştür. EBA ve EBA destek noktaları ise sadece reklamdan ibaret kalmıştır.”

“EĞİTİMDEN YARARLANAMAMIŞ MİLYONLARCA ÇOCUĞA YAZ TATİLİ KİTABI GÖNDEREREK ADALETİ SAĞLAYAMAZSINIZ “

“Bakanın ifadesiyle “fırsat adaletini” sağlamak için yaz tatilinde bakanlık tarafından 5,5 milyon çocuğa basılı kaynak gönderilecek olması trajikomik bir durumdur. Eğitimden yararlanamamış milyonlarca çocuğa yaz tatili kitabı göndererek adaletin sağlanmaya çalışılmasının akılla ve mantıkla izahı yoktur.

Başka bir merak konusu öğrencilerimize gönderilecek olan bu kitaplar telafi eğitimine uygun olarak mı hazırlanmıştır? EBA’ya giriş rakamları ile uzaktan eğitimin işlediğini düşünen bakanlık, öğrencilere tatil kitabı gönderdiği takdirde eğitim kayıplarının telafi edildiğini düşünüp mutlu mu olacaktır?

Bakanlık tarafından öğretmenlerimize 3 milyondan fazla hizmetiçi eğitim sertifikası verildiği açıklanmıştır. Bu, her öğretmenin en az üç eğitim sertifikası aldığı anlamına gelmektedir ki canlı dersler, yüz yüze eğitim, sokağa çıkma yasaklarıyla geçen bir yıllık süreçte bunun mümkün olmadığını her akıl sahibi idrak edebilecektir.

Öğretmenlerin tamamının, canlı derslerde kullanacakları –yazılımı İngilizce olan– Zoom programını kullanmaya yönelik eğitim almaları zorunlu iken, öğretmenlere bu eğitimin yeteri kadar verilmediği anlaşılmıştır. Öğretmenlerimiz canlı dersleri deneme yanılma yoluyla veya sosyal medya aracılığıyla birbirlerine sorarak, kendi imkanları ile öğrenmişlerdir.”

“LİSE YERLEŞTİRME VE ÜNİVERSİTE GİRİŞ SINAVLARINDA OKUL BAŞARI PUANLARININ ETKİN OLMASI ADİL BİR UYGULAMA DEĞİLDİR”

“Salgın sürecinde sınavlar konusunda ise yine akılla ve mantıkla izahı olmayan karmaşalar yaşanmıştır. Önce sınav yapılmamasına karar verilmiş, sonra sınavlar yapılmıştır. Daha sonra ise ortaokullarda yapılan sınavlar geçersiz sayılırken liselerde sınavlar geçerli sayılmıştır.

Milyonlarca öğrencinin canlı derslere katılamadığı bir ortamda, lise yerleştirme ve üniversite giriş sınavlarında okul başarı puanlarının etkin olmasının adil bir uygulama olmadığı hepimizin malumudur.

Uzaktan eğitim sürecinde Millî Eğitim Bakanlığı defalarca birbiriyle çelişen ve uygulanması mümkün olmayan kararlar almış, yüz yüze eğitimde okullarda uygulanacak haftalık ders çizelgelerini bile doğru dürüst hazırlayamamıştır.”

Okul yöneticileri ve öğretmenler, Bakanlığın uygulanması mümkün olmayan emirleri karşısında kendi başlarının çaresine bakmak zorunda bırakılmıştır.

Özel sektörde ise birçok kurum (yasak olduğu halde) dershane gibi çalışmış, bu dönem başıboşluğun had safhaya çıktığı bir dönem olmuştur.”

“ZORUNLU EĞİTİM BİR TERCİH KONUSU OLAMAZ”

“Bir başka skandal da okula devam konusunda yaşanmıştır. Okula devam konusunda çocuklara tercih hakkı verilmesinin demokrasi kültürünü geliştirmek amacıyla yapıldığını belirten sayın bakana, zorunlu eğitimin bir tercih konusu olamayacağını hatırlatmak faydalı olacaktır. Millî Eğitim Bakanlığı önümüzdeki süreçte, geçtiğimiz bir buçuk yıla nazaran daha sorumlu davranmalı, okul ve sınıf bazlı risk haritaları çıkarmalıdır.

Dünyada telafi konusunda ciddi çalışmalar yapılırken, Türkiye’de isteğe bağlı bir telafi eğitiminden bahsetmek hayal kırıklığıdır. Millî Eğitim Bakanlığı, ivedilikle ciddi bir eğitim planı oluşturmalıdır.

Eğitim Anayasa ile çerçevesi çizilmiş, devletin yükümlülüğünde herkesin eşit şekilde ulaşabileceği bir haktır. İsteğe bağlı eğitim, bu hakkın birçok sebeple ortadan kalkmasına sebep olacaktır. İsteğe bağlı eğitim kavramının bu kadar gündeme geliyor olması, MEB’in “biz bu işi beceremedik, aldığımız sorumluluğu eğitimin diğer paydaşlarına yüklüyoruz” anlamı taşımaktadır.

Eğitim, hepimiz için vazgeçilmez ve önemli bir değer iken, sürecin iyi yönetilememesi Türkiye’yi eğitim yorgunu bir ülkeye dönüştürmüştür. Öğrencilerimiz de öğretmenlerimiz de velilerimiz de bu süreçte yorulmuş, yıpranmışlardır.

Eğitim; disiplin, öngörü, sürdürülebilirlik ve sistem gerektirir. Eğitim bir kişinin iki dudağı arasına sıkışacak kadar önemsiz bir mesele değildir aksine eğitim, bir ulusun geleceğini tayin eden milli bir meseledir.”

“GERÇEKÇİ KARARLARLA EĞİTİMDE YAŞANILAN SIKINTILARIN ACİLEN GİDERİLMESİ KONUSUNDA UYARIYORUZ!”

“Başta özel eğitim öğrencileri olmak üzere, salgın döneminde eğitimden kopan düşük gelir grubundaki ailelerimizin çocuklarının öğrenme fırsatları ve öğrenme zamanları artırılmalıdır.

Okula dönüş süreçlerinde öğrencilerimizin öğrenme ve sosyal gelişim ihtiyaçları, tanılayıcı ve biçimlendirici ölçme yaklaşımlarıyla tespit edilmelidir.

Salgın sürecinin başında İYİ Parti olarak bir eğitim bilim kurulunun oluşturulması gerektiğini söylemiştik.

Geldiğimiz noktada, eğitimde yaşanılan öğrenim kayıplarının tespit ve telafisi için, uzmanların bir araya getirilerek görüşlerinin alınmasını, akabinde telafi sürecinin ivedilikle başlatılması konusunu iktidar yetkililerine ve Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk’a bir kez daha hatırlatıyoruz!

Biz, artık birilerinin yanlış kararları nedeniyle çocuklarımızın geleceği için endişelenmek, beşerî sermayemiz olan gelecek nesillerimizi kaybetme korkusu yaşamak istemiyoruz.

Sizlerin aracılığı ile ilgilileri ivedilikle ciddiyete davet ediyor, romantik cümleler kurularak işi geçiştirmekten vazgeçmelerini, gerçekçi kararlarla eğitimde yaşanılan sıkıntıların acilen giderilmesi konusunda uyarıyoruz!”

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.